Onlar dışarıdan yıkamadı, biz içeriden yıkamadık!

Akif ne de güzel söylemiş:

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; 
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. 
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!

-Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.”

Nerede sendeki vatan millet sevgisi, nerede bizdeki vatan millet sevgisi! Kıyas dahi sana hakaret olur inan, sen feza biz ise çukur…

 

Bu toprağın insanı kadar zulme uğrayan, haksızlığa düçar olan başka toplum yoktur.

İllaki kendi insanından görmüş olduğu zulüm illaki kendisinden görmüş olduğu eziyet…

Ağaca balta vurmuşlar sapı bendendir demiş ya, işte onu ifade etmek istiyorum. Kendi mezarını kazan ve oturup bir güzel ağıt yakan başka bir millet yoktur yeryüzünde.

               

Yine sefer göründü serime deyip yıllarca eşinden çocuğundan evinden uzak duran bir milleti hayal edin yeryüzünde. Savaştan savaşa, seferberlikten seferberliğe uzamış olan bir ömür. Ve memlekete ve inanca adanmış bir ruh! Toplu vursa sineler onu top sindiremez ya!

 

Başka kitap okumanızı gerek yok. Başka ağızları dinlemenize lüzum yok. Başkalarının sizlerin avukatlığını yapmasına da gerek yok. Bizim türkülerimiz yabancı ağızlarda eğreti durur, yakışmaz. Bizim olan bize aittir, başkasında şık durmaz.

 

Bu toprağın sesine kulak verin sizlere ne olup bittiğini en sarih şekilde anlatacaktır. “Zulm ile abad olanın ahiri berbad olur.” Tarih buna şahitti ve bundan sonra da şahit olacaktır.

 

Alın size zulüm; İngilizler, Türk askerleri için Kurtuluş savaşında özel ürettikleri zehirli çivilerle savaş suçu işlemiş! Tarihin en korkunç yöntemlerinden biri olan bu çiviler, uçaklar vasıtasıyla cephelere dağıtılmış. Çanakkale'de zaten ayağında doğru dürüst çarık dahi olmayan binlerce Mehmetçik, yukarıdan atıldığı zaman mutlaka bir tarafı dik kalan bu zehirli çivilere basarak kangren olmuş. Bu çiviler dört taraflı olup, her bir kancasında zehir bulunmaktadır. Ayrıca her ne şekilde atılırsa atılsın, bir kenarı mutlaka ayağa saplanacak şekilde üretilmiştir.

 

Bu zehirli çiviler yüzünden 12 bin askerin bacağı testereyle kesilmiş ve ateşle dağlanmış olmasına rağmen Mehmetçik savaşmaya devam etmiştir.

 

 

Üzerinde güneş batmayan imparatorluktur İngiltere; coğrafi olarak bu mümkün değil ama sömürge olarak mümkün.

 

Zulüm devam ediyor.

Çiviler bu kez içten atılıyor, kurtulmak imkânsız.

Çiviler bu kez içten ekiliyor tohum misali toprağa.

Zehirli çiviler ağızlarda bugün, kalplerde, beyinlerde…

Sarf ediliyor aleni…

Hatmediliyor dua gibi… Eskiden dışarıdan gelirdi düşman, şimdi ise içeriden geliyor. Pirincin içindeki beyaz taşlar dişimizi kırıyor. Oysa pirinç de bizim diş de! Komşu komşuya diş biliyor, camide saf tutan saf tuttuğu arkadaşına göz dikiyor. Şehir başka bir şehre kin güdüyor, bölge başka bir bölgeye hücum ediyor. Top yekûn bize kalan değerler mirasını, bize verilmiş olan yaşama hakkını tüketiyoruz hızla!

 

Eline taş alan atıyor; kafa, göz, kol, kemik önemli değil. Yaşlı, genç, kadın, erkek fark etmez. Kime isabet ederse! Bu bomba oluyor bazen, yeter ki patlasın ölen Türk Kürt asla mühim değil! Bu mermi oluyor kimi vakit; kurşunun adres sormasına lüzum yok; değsin de birilerine… Bu canlı bomba oluyor yeri geldi mi; yok olan zaten var değil.

Kolay yıkılmaz bu devlet, böyle bilinsin.

Kolay teslim olmaz bu coğrafyanın insanı, böyle hıfzedilsin.

 

"Onlar dışarıdan yıkamadı, biz içeriden yıkamadık!" Bu söz Keçecizade Fuat Paşa’ya ait. Halen devam ediyor iç ve dış yıkım mühendislik çalışmaları… Oysa bu toprağın üzerinde tüyü bitmedik yetimlerin, şehitlerin ve geride bıraktıklarının ve din ulularının varlığı olduğu müddetçe yıkım çalışmaları hüsrana uğramaya mahkûmdur.

 

Padişah Sultan Aziz'in Paris gezisi sırasında Fransa İmparatoru 3. Napolyon, Dışişleri Bakanı Fuat Paşa'ya isteklerini sıralar. Süveyş Kanalı açılmalı, Girit, Osmanlılardan alınıp Yunanistan'a verilmeli, Kudüs'teki kutsal yerlerin Katoliklere ait olanların yönetimi Fransızlarda olmalı... Osmanlı devletinin bunlara kolay kolay razı olmayacağını bilen İmparator, aba altından sopa gösterir: "Bu sorunlar sizin için bir dert... Yorgun omuzlarınızdan bunları atınız. Devletinizin ne kadar zayıfladığı bütün dünyada biliniyor." Fuat Paşa, gülerek karşılık verir: "Haşmetmeab, siz, bendenize, başka bir devlet gösterebilir misiniz ki, üç yüz senedir, dışarıdan sizlerin, içeriden bizlerin, devamlı tahribine direnebilmiş! Evet, üç yüz senedir, siz dışarıdan, biz içeriden, bu devleti yıkamadık!"

 

Ne İngiliz’in oyunu, ne Alman’ın… Ne Amerika’nın ne İsrail’in oyunu… Ne de Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu derler ya!

Sökmez bize.

Yeter ki birlik olalım her daim dirlik içinde bulunalım.

 

Zehirli çivilerin panzehiri inandığı davayı nefsinde samimi olarak yaşayan bu toprağın insanının birliğidir. Başka bir ülkeye lüzum yok, dost istersen aynaya bak yeterlidir.

Başka bir söze de ihtiyaç yok.

Herkes aynaya baksın.