MARX VE NİETZSCHE

Bazıları Nietcsche yi yüceltip halk kahramanı ilan eder bazıları da düşmanı. Nazilerin yüceltmesinin onun yanlış anlaşılmasına sebep olduğunu savunurlar. Bir kısım sosyalistler O nu çok sevmiştir. Halada seveni vardır. Çünkü sosyalistlerin eleştirdiği bir çok şeyi O da eleştirir. Osman Özarslan’ın bu konuda ilginç yazıları vardır okumanızı tavsiye ederim.  Bende aynı kanıdayım “Nietzsche sosyalistler gibi moderniteyi, burjuva aklını ve yaşantısını, dinleri, kapitalizmi eleştirmiş yerden yere vurmuştur”  Bu düşünceler Hitler tarafından geliştirilip kullanıldıktan sonra Alman Faşizmine dönüşmüştür. Fakat bu dönüşümde yazarında çok büyük söylem ve katkıları olmuştur. Ayrıca Marx ile din eleştirilerinde de farklılıklar göstermektedir. Marx dinlere inanmaz fakat gerekli görür hakaret içermez söylemleri. Nietzsche ise daha ağır konuşur ve de kaba. “Din insanların afyonudur” sözünü sanırım herkes duymuştur. Marx ın bu meşhur sözünu bir kitaptan okuyan ise eminim çok azdır.  “Din insanların afyonudur” iyi de hangi kitapta yazmıştır Marx bu cümleyi, bu cümlenin başı sonu nasıldır. Bilen yok!!!Bilen yook!!! Çünkü okumayı, düşünmeyi pek sevmeyiz. Bakın o paragrafın tamamı şöyle: “ Din ezilen kitlelerin inlemesi, onlar için bir tür sığınaktır. Kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz bir dünyanın ruhu ve halkın afyonudur. Doğru; afyon çözüm değildir ama acıyı hafifletmek için genellikle gereklidir.”

İşte o meşhur cümle şimdi başka bir anlama büründü. Bazen bir cümle, bazen bir paragraf, bazen bir kitap bazen de bir hayat her şeyi değiştirir. Nietzsche de böyledir işte. Yazdıklarının tamamını bilmek ve yaptıklarını görmek gerekir. Tabiî ki bu eleştirilerim onun eserlerinin değerini düşürmez. Fakat yanlış anlamaları da düzeltmekte fayda var. Nietzsche’nin kitaplarından önce yaşadığı tarihi ve o şartları iyi okumak gerekir. Versay anlaşması ile canına okunmuş ve birinci dünya savaşında yenilmiş bir Almanya da yaşayan bir düşünür. Hitler ile beraber Alman devletini azınlıklara çok taviz verdikleri için sert şekilde eleştirir. Ayrıca yazar çok mutsuz ve derin acılarla dolu bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Buna başarısız aşkları ve duygusal yıkımları da eklerseniz; insanlardan ve daha çok kadınlardan niye nefret ettiğini de anlamış olursunuz. Yazar cepheye gönüllü hasta bakıcı olarak gider ve orada gücün, şiddetle eşdeğer olduğunu, şiddetin gücü gücünde özgürlüğü ve dokunulmazlığı getirdiğini düşünür. Güç istemi kuramı da bu şartlarda doğmuştur. Yani özünde Yaşanan şartlara uyum sağlayıp güce hükmetme isteği yatar. Bunu da Hitler bir güzel kullanır. Güçlü, özgür, dokunulmaz bir Alman ırkı hayali; ne muhteşem!!! Benim anlamadığım Marx hayranlarının Nietzsche ye olan düşkünlüğüdür. İkisini de sevmelerinde bir sakınca yok elbette sadece ikisini de bir tutmanın anlamsızlığını belirtmek istiyorum. Çünkü Marx şöyle diyor. “Düşünürlerin görevi dünyayı açıklamak değil değiştirmektir” Temelde farklılık olduğu zaten ortada. Mevcut şartları değiştirmek için güç kullanımı olsa anlaşılır bir benzerlik olabilir fakat öyle değil gücü ele geçirip adaletsizliği kendi adaleti yapma arzusu yatmaktadır Nietzsche de. Ayrıca delice narsistliği Marx ın hümanistliği ile örtüşmez. Bakın Nietzsche nin kitaplarından birinde yer alan bölüm başlıkları: “Neden Böyle Bilgeyim, Nasıl Bu Kadar Akıllıyım”  güç isteğine bir örnek: “En iyi olan hükmetmelidir zaten en iyi olan hükmetmek ister. Aksi konuşulan yerlerde iyi insan yok demektir.” Bakın açıkça tespit ve o tespite sığınıp onu yüceltme ve ele geçirme isteği. Fakat cesur bir düşünür özünde eleştirdiği sisteme hükmetmek değil yerle bir etmek ister aksi korkakların işidir. Bu Marx ın değişim isteği ile zıt bir düşüncedir. Zaten kitaplarındaki “yüksek insan” vurgusu sosyalizmdeki eşitlik ilkesine tamamen aykırıdır. O yüzden Marx sevenler Nietzsche yi överken daha dikkatli ve bilinçli olmalılar.

Konu uzun gece ise kısa. Bu nedenle yazıma şimdilik son veriyorum. Daha sonra bu konuyla ilgili tekrar düşüncelerimi paylaşacağım.